21.03.2020

İmgelerden uzak durmak katliamlardan kaçınmayı sağlar mı?

2015'te blogumda, Charlie Hebdo katliamının ardından Newsweek'te yayınlanan bir yazının çevirisini paylaşmıştım. Son günlerde Sivas Katliamı'nı Charlie Hebdo saldırısına benzetenlerin okuması için yeniden paylaşıyorum.




Birkaç gün önce bir Alevi'nin Sivas Katliamı üzerinden mizah üretmesi konusunda tartışmalar yapıldığında, Charlie Hebdo karikatürlerini örnek gösterenler çıktı. Oysa Charlie Hebdo'yu örnek gösterenler, derginin birkaç sayısını okuyup da karikatürler üzerinden argüman üretmiyordu. Türkiye'de Charlie Hebdo katliamını eleştirme cesareti gösterenleri övmek amacıyla ve Charlie Hebdo'ya saldıran kişilerin radikal İslamcılığı üzerinden paralellik kurarak bu katliamı hatırlatıyorlardı!

Ancak Charlie Hebdo'yu örnek gösterenlerin de farkında olduğu gibi, Sivas Katliamı'nı yapanlar 'bir grup öfkeli genç' yani 'öteki' değildi. Ülkemizde yaşayan, bizimle aynı devletin vatandaşı olan, bizimle aynı dili konuşan, devletimizin anayasasında laiklik ilkesi bulunmasına rağmen şeriatı savunmayı 'ifade özgürlüğü' sayan kişilerdi. Hatta yakın zamanda bu katliam yüzünden hapiste olan mahkumların en yaşlısına af bile çıkarıldı. Kısacası, Charlie Hebdo katliamı, bir grup yabancı yani Batı için 'öteki' olanlar tarafından gerçekleştirilmişti. Ama Sivas Katliamı'nı yapan kişiler, bizdendi, yabancı değildi! Bu noktada Charlie Hebdo katliamının örnek gösterilmesini son derece sakıncalı bulduğumu belirtmem gerekir.

Açıkçası bir Yahudi'nin Nazi Soykırımı ile dalga geçtiğine bugüne kadar şahit olmadım. Charlie Hebdo'nun karikatürlerinde de bir katliam ile ya da soykırımla dalga geçmeye dair bir içerik hatırlamıyorum. (Yanılıyorsam beni uyarırsınız.) Bu durumda bir insanın Alevi olmasının ona bir Alevi katliamından mizah üretme hakkını tanıdığını düşünmüyorum. Yahudiler, soykırımdan mizah üretmiyorlar.

Din, dil, ırk ayrımı yapmayan her türlü mizaha açığım ama bir katliamla yüzleşmenin onu mizaha çevirmekle mümkün olacağını sanmıyorum.

Elbette Charlie Hebdo örneği üzerinden düşündüğümde, dini içeriklere dair mizahın hoş karşılanmadığı bir ülkede yaşadığımızın farkındayım. Üstelik bu tür mizaha ihtiyacımız olduğu da bir gerçek. Mizah, aslında bir eğitim aracıdır. İnsanların kandırılmasına engel olmak ve ifade özgürlüğünün aşırı derecede kısıtlandığı ülkelerde halkı bilinçlendirmek gibi bir amaç taşır. 1990'lı yılların ikinci yarısında, üniversite öğrencisi olduğum dönemde, memlekette ne olup bittiğini mizah dergilerinden takip ettiğimi söylesem yalan olmaz. Devletin çıkardığı bir kanunun veya başladığı bir uygulamanın ekstrem sonucunun ne hale geleceğini ancak mizah dergileri tek karelik bir görselle eleştirebilir. "Bunu yaparsanız böyle olur" şeklinde bir uyarı içeren ve bu uyarıyı güldürerek yapan her türlü mizaha hepimizin ihtiyacı var.

Karikatür, eleştirinin görsel versiyonudur ve eleştiri, bugün içinde bulunduğumuz Korona Pandemisi gibi dönemlerde en çok ihtiyacımız olan eğitim yöntemidir. Görsel mizah, bir yandan devleti eleştirerek devlete uyarıda bulunurken bir yandan da halkı güldürerek eğitir. Bu noktada karikatürün hem devletin hem de halkın faydasına olduğu söylenebilir. Eleştiriye ne kadar açık olursak da o kadar ilerleriz.

2015'te yazdığım giriş metnini ve makale çevirisini yeniden yayınlıyorum çünkü makaledeki içerik halen güncelliğini koruyan bir mesele ve İslam'daki tasvir yasağına dair katı algımızı bilimsel şekilde çürütmeyi amaçlayan bir makale. Giriş metninde Charlie Hebdo katliamının ardından yabancı basının duruma tepkilerine dair bilgiler yer alıyor.


----
İmgelerden uzak durmak katliamlardan kaçınmayı sağlar mı?


Ocak 2015'te University of Michigan’dan Doçent Christiane Gruber, Charlie Hebdo saldırısının ardından, Newsweek için Kuran’ın Muhammed tasvirini yasaklamadığını anlatan bir yazı kaleme aldı.

Birkaç gazeteciye değil, ifade özgürlüğüne yapılan bir saldırı olarak algılanması gereken Charlie Hebdo saldırısının ardından, Batı medyası daha önce olan olaylar sebebiyle Muhammed’i içeren karikatürleri kendi mecralarında yayınlayıp yayınlamamak konusunda farklı yayın politikaları uyguladı. 

The Guardian’ın ardından, BBC de ifade özgürlüğünü savunarak, bundan sonra yayın politikasını değiştirdiğini ve Muhammed’i tasvir eden imgeleri yayınlamaktan çekinmeyeceğini belirtirken Amerikan medyası ikiye bölündü. Los Angeles Times ve Washington Post, Charlie Hebdo’nun karikatürlerini yayınlarken, CNN bunun İslam’da tabu olduğunu belirterek, kışkırtıcı olmamak adını yayınlamayacağını beyan etti. 

CNN’in 8 Ocak 2015'te yaptığı açıklamada, CNN Worldwide Başkanı Jeff Zucker’in personelini korumak adına bu kararı aldığı belirtildi. Associated Press, kışkırtıcı görselleri yayınlamama politikasına devam edeceğini ifade ederken, The New York Times sadece karikatürlerin anlatımıyla yetineceklerini, görselleri kullanmayacaklarını duyurdu. ABC News, NBC, CNBC ve MSNBC de karikatürleri kullanmayan medya organları arasında. Fox News ise sadece internet sitesinde galeri olarak yer vermeye karar verdi. Uluslararası bir organizasyon olan Index on Censorship, tüm dünya basınını ifade özgürlüğü adına bu kısıtlamalardan vazgeçmeye çağırdı. 

Bir karikatürün, kişinin inancını yok etmesi mümkün mü sizce?
Karikatür, doğası gereği durumları ve olguları mizahlaştırır. İnancın içeriği mizah konusu olmaz. Bugüne kadar tepki toplayan hiçbir Muhammed karikatüründe İslam’ın nitelikleri alaya alınmış değildir. Örneğin, kurban kesmek, namaz kılmak veya hacca gitmek, ilkel veya barbar birer etkinlik gibi gösterilip aşağılanmış değil. Sünni İslam’ı benimseyenler, Selefi cihatçılığın terörizm ürettiği günümüz dünyasında, barbar olmadıklarını dünyaya kanıtlamak zorundalar. 

Nefret söylemine sığınmayı veya İslamofobi savunmasını ne yazık ki rasyonel argümanlar olarak göremeyiz. Eğer bir karikatürde veya sanat eserinde nefret söylemi söz konusuysa bununla hesaplaşmanın yolu yargıdır; uluslararası hukukun yolları açıktır. Charlie Hebdo katliamının barbarlığı karşısında sizin de nefesiniz kesildiyse, ancak Muhammed’in tasvir edilmesinin yasak olduğunu sandığınız için karikatüristlerin kışkırtıcı davrandığını düşünüyorsanız, lütfen İslam sanatının bu güzel örneklerine en azından bir bakın ve böyle bir yasağın sadece aşırılıkçılar tarafından uygulanmak istendiğini fark edin.

Christiane Gruber’in Newsweek’te yayınlanan yazısının çevirisini aşağıda bulabilirsiniz.




Kuran Peygamberin Resimlerini Yasaklamaz



 Charlie Hebdo’nun Paris bürosuna yapılan saldırının ardından, İslam sanatında resim konusunda uzmanlaşmış bir akademisyen olduğum için, İslam’da Muhammed tasvirinin yasak olup olmadığını açıklamam istendi.

Bu sorunun en kısa ve basit cevabı “Hayır”. Kuran, figüratif betimlemeyi yasaklamaz. Bunun yerine, 7.yüzyılda Arap Yarımadası’nda çoktanrılı dinlerin yerini almaya çalışırken, tanrıların sembolü olan putlara tapınmayı yasaklar.

Yine de, peygamberin sözleri kabul edilen Hadis, bizi anlamı açık olmayan bir görüntüyle baş başa bırakır. Bir yanda figürlerine yaşam vermeye cesaret eden sanatçılara, diğer yanda yastıklarda figüratif betimleme içeren süslemelere rastlarız.

İslami yasaları inceleyecek olursak, tarihi metinlerde peygamberin tasviri de dahil olmak üzere figüratif betimlemeyi yasaklayan tek bir fetva veya yasal belge karşımıza çıkmaz. Bamiyan Buddha’sını yıkan Taliban’ın 2001’de yayınladığı gibi, bu tip bir yasağı içeren daha yeni online fetvalara rastlayabiliriz.

Taliban’ın fetvasında Afganistan’da bulunan ve İslami olmayan tüm kutsal yerlerin ve heykellerin yıkılacağı belirtilmektedir. Ancak, 19.yüzyılda Mısır’ın öne çıkan hukukçularından Muhammad 'Abduh’un “eğitici ve yardımcı” eserler olarak gördüğü İslam’daki figüratif imgeler ve heykeller konusu, bu modern fetvada tamamen görmezden gelinmiştir.

Özetle, modern öncesi İslami metinlerde Muhammed’in tasvirini yasaklayan bir belge arayışı, açık ve kesin bir herhangi sonuca ulaşmayacaktır.

İslam, anikonik –imgelerden kaçınan- bir inanç olarak tanımlandığında, figüratif betimleme, kaçınılmaz olarak, özellikle de seküler ve özel durumlarda, İslam sanatının ifadesinde bağlayıcı hale gelmektedir (bugün Müslümanların ağırlıklı olarak yaşadığı ülkeler, imgeler, oyuncak bebekler ve sanatın diğer anlatımcı örnekleriyle doludur).  Gerçekten de 13.yüzyıldan itibaren pek çok Müslüman yönetici, insan ve hayvan figürleri içeren minyatürlü yazmaların yapılmasını istemiştir.
Son yedi yüzyılda, Türk ve İran dünyasında –Sünni ve Şii-, Muhammed’in güzel betimlemelerini içeren çok sayıda tarihi ve şiirsel metin üretilmiştir. Bu imgeler sadece peygamberi anma ve kutsama fırsatı sunmakla kalmaz, aynı zamanda Medine’de onun türbesini ziyaret etmek veya peygamberin doğum gününü kutlamak gibi, Müslümanlığın ibadet biçimlerinden biri olarak kabul edilir.

Sonuç olarak bu görsel kanıtlar, İslami yasalarda ve uygulamasında Muhammed tasvirinin yasak olduğu önermesini açıkça çürüttüğünden, 2005’ten bu yana giderek daha fazla konuşulan bu konu hakkında, ideolojik olarak daha az ihtilafa sebep olan ve daha gerçeğe dayanan bir zemin sunmaktadır.





İslami gelenekte peygamberin betimlenişi, zaman içinde farklı ihtiyaçlar ve istekler doğrultusunda değişime uğramıştır. 14.yüzyılda bazı Pers çizimleri ve resimlerinde, peygamber tahta oturmuş ve meleklerle çevrelenmiş bir lider olarak tasvir edilmiştir (Görsel 1-2, üstte). Bu imgelerde, ona eşlik edip onu koruyan melek figürleri aracılığıyla kutsal vahiyi taşıyan bir insan elçi olarak görselleştirilir.






Diğer durumda, peygamberlerin hayatının anlatıldığı Kısasu'l Enbiya (qisas al-anbiya) gibi popüler eserlerin 16.yüzyıldan minyatürlü kopyaları, Muhammed’i diğer İbrahim soyundan peygamberlerle birlikte betimler. Bazı örneklerde, her ikisi de İşaya’nın (Eski Ahit’teki Isaiah) kıyamet öngörüsünde yer aldığından, Muhammed’e İsa da eşlik eder (Görsel 3, üstte).



Özellikle peygamberin göğe yükselişi (Miraç) olayının anlatıldığı eserlerde, Muhammed Kudüs’teki Kubbet-üs Sahra’da otururken İbrahim soyundan peygamberlerle çevrelenmiş olarak tasvir edilir (Görsel 4, üstte). Bir kısmı İran’daki Sünni bir yönetici tarafından sipariş edilen bu Ortaçağ resimlerinde, Muhammed kutsal vahyin taşıyıcısı, toplumunun lideri ve tek tanrılı peygamberlerin soyundan gelen bir elçi olarak yer alır.




1500 yılından sonra hem Sünni Osmanlı hem de Şii Pers topraklarında üretilen peygamber betimlemelerinde büyük bir dönüşüm gerçekleşir. Muhammed’in yüzü beyaz bir peçeyle örtülürken, bedeni geniş altın yaldızlı bir hale içine alınır. Bunlar, onun görülmemiş ve olağanüstü niteliklerini vurgulamayı amaçlayan görsel öğelerdir (Görsel 5, üstte).




Peygamberin bu daha soyut tasvirleri, figüratif betimlemeden kaçınma eğiliminin ortaya çıktığını kesin olarak göstermektedir. Bu tasvirlerde hem Sünni hem de Şii dünyasında görülen Sufi (mistik) geleneklerin metaforik dilinden de yararlanılır. Özellikle 16.yüzyılda Sünni Osmanlı tarafından üretilen ve peygamberin biyografisine (Al-Sira al Nabawiyya) eşlik eden bir dizi resim, Muhammed’i Kabe’deki putları yıkmaya giderken göstermesi açısından özellikle ilginçtir. (Görsel 6)

Bu ve benzer örneklerde, Muhammed imgesi varlığını korumuşken, altın idol ve ona tapan putperest, resme bakan kişiler tarafından sürterek kazınmıştır. Kesin biçimde tektanrıcı olan bir dünya düzeninde paganizm ve çoktanrıcılığın görsel olarak aşındırılarak sembolik biçimde yok edildiği bu resimde görüldüğü gibi,   problem Muhammed’in betimlenmesi değil, paganizm ve çoktanrıcılık ile ilgilidir.

Peygamber betimlemeleri 1800’den itibaren giderek azalsa da bazı modern ve çağdaş örneklerde düzenli ve tek bir kurala bağlı olmayan biçimde var olmaya devam eder. 19.yüzyılda ve 20.yüzyılda İran’da üretilen “kutsal ikonlarda” Muhammed, bedensel formuyla ve tanrısallığını simgeleyen altın haleyle betimlenirken Sünni ve özellikle Arap ülkelerinde, büyük ölçüde soyut kalmakta ve onun fiziksel özelliklerini anlatan metinlere dönüşmektedir. Hilye-i Şerif (hilyas) olarak bilinen bu anikonik ikonlar, yakın zamanda Türkiye’de kimlik kartı olarak da basıldı.

Taşınabilir ikonalar olarak bu kartlar Muhammed’in doğum tarihi ve yeri kadar, peygamberliğe başlama tarihini de içeriyor. Bunun yanında peygamber 3 metaforla betimleniyor: Gül, mühür (“Muhammed Allah’ın elçisidir” yazısı) ve isminin Arap harfleriyle kaligrafik olarak yazılışı.
Bu çağdaş kimlik kartı, bugün özellikle endişe yaratan bazı konulara dikkati çekiyor. Birincisi daha geçen hafta bu hilyeler, Türkiye’de peygamberin doğum gününün kutlanacağı bir etkinliğin davetiyesi olarak kullanıldı. Neredeyse aynı zamanda IŞİD, Irak’ta Mevlit kutlanmasını yasakladı ve yakın zamanda ortaya çıkan bir doküman Suudi Arabistan’ın, ona tapınılmasına engel olmak amacıyla peygamberin Medine’deki türbesini boşaltmayı tartıştığını ortaya çıkardı.

Tümüne bakıldığında, bu imgeler, yerler ve kutlamaların ortak bir özelliği var: Aşırılıkçılar ve selefilerin, peygambere tapınmanın farklı formlarını ortadan kaldırmak için güncel baskısı. “Gerçek İslam” olma iddiasındaki bu söylevler kamusal alanda yüksek sesle dile getiriliyor.

Normatif ve böylelikle genel mutabakatı temsil ediyor biçimde sunulan bu fikirler, peygamberin imgelerinin prensip olarak var olmaması gerektiği etkisini oluşturdu. En hafif deyimiyle, teori ve uygulamanın yanı sıra gerçek ve inanç ihtilaflı hale getirildi.

Ne zaman birisi İslam’da peygamberin imgelerinin “yasak” olmasından bahsetse negatif yankıları fazla oluyor. Birincisi, konu hakkında yapıcı bir tartışmaya a priori olarak bütün kapılar kapatılıyor, böylece nüanslı ve apolitik bir tartışma engellenerek, İslam sanatının tarihi imgeleri bugünün kutuplaşan açıklamalarının dışında bırakılıyor. Buna ek olarak, sanatsal mirasın bir formu olarak etkin biçimde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan böyle imgelerden bahsetmek, üretici ve yeniden yapılandırıcı bir girişim olarak değil, yıkıcı olarak algılanıyor.

Bu durumda kendimize başka bir soruyu sormamız gerekiyor: Neden nahoş karikatürler yerine, gözlerimizi güzel imgelerle donatan bu global sanatsal mirası kutlamıyoruz? Böyle yaparsak bu imgeler, farklı inançlarımız ve görüşlerimize rağmen hepimizin görsellikle iletişim kuran insanlar olduğumuzu anlamamızı sağlayacaktır.

Doçent Christiane Gruber , University of Michigan lisansüstü çalışmalar direktörüdür. Başlıca çalışma alanı İslami kitap sanatı, peygamber tasvirleri ve metinlerdir. Konu hakkında yazdığı iki kitap ve çok sayıda yayına hazırladığı makale bulunmaktadır. Kitap sanatı ve yazma eserler konusunda araştırmalarına devam etmesinin yanında, The Islamic Manuscript Tradition’da makaleler yayına hazırlamış ve Library of Congress’de bulunan İslami kaligrafilerin online kataloğunu hazırlamıştır. Üzerine makale yazdığı üçüncü uzmanlık alanı ise devrim sonrası İran’ın görsel ve maddi kültürü ile modern İslam’ın görsel kültürüdür. Şu sıra yeni kitabı “The Praiseworthy One: The Prophet Muhammad in Islamic Texts and Images” üzerinde çalışmaktadır.
(Kaynak: Newsweek.)