26.06.2020

Fatih’in ikili portresi gelecek seçim için propaganda aracı mı?

Dün bu sitede yayınladığım yazımda 5N1K’nın sanat haberciliğinde nasıl uygulanabileceğine değinirken ‘Neden?’ sorusunu sorup cevap bulmaya çalışmamıştım, haberlerdeki hataların nereden kaynaklandığını anlamaya çalışmakla meşguldüm. İBB’nin neden bu eseri satın aldığı sorusunun cevabı ise aslında çok açık. İstanbul’da Atatürk’ün emriyle açılmış, en eski sanat müzesinin inşaatı yarım kalmış vaziyette dururken, CHP’li bir belediye başkanının, Fatih’in portresini içeren imzasız bir eseri 935 bin Sterlin’e satın alması, sanatı propaganda olarak kullanma zihniyetinin devam ettiğini kanıtlıyor. Bu durumda, karşı taraf “Ey Cehape zihniyeti” dediğinde, yerden göğe kadar haklı duruma geçiyor. Evet, “Cehape” zihniyetinin değişmesi şart. Eser satın alınacaksa bunu bir devlet müzesinin yapması gerekir. Bu esere verilen parayla İRHM inşaatını bitirmek mümkünken bir belediyenin bu fiyata eser satın alması, sanatı propaganda amacıyla kullanmaktır.





Bellini Atölyesi ve ikili portredeki diğer kişiye dair teoriler konusunda Gazete Duvar’a Sotheby’s kataloğundaki bilgiler üzerinden hazırladığım ve bugün yayınlanan yazı bu linkte. İsterseniz aşağıdaki yazımı okumadan önce, bilgi edinmek için bu yazıya bakın. ->> https://www.gazeteduvar.com.tr/konuk-yazar/2020/06/26/fatihin-karsisindaki-genc-adam-kim/


28 Mayıs’ta Gazete Duvar’da yayınlanan “Sanat propagandadan neden kurtulmalı?” başlıklı yazımda, lisans döneminden sınıf arkadaşım Ahmet Hamdi Bülbül’ün yeni kitabındaki içerik üzerinden, propaganda amaçlı sanat üretiminin ve sanatın propaganda için kullanılmasının uzun vadede ne kadar zararlı olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Sanatçılardan olgunluk göstererek, kısa vadede ceplerini doldurmak için devletin resmi ideolojisini ya da başka bir ideolojiyi yansıtan eserler yapmamalarını istiyordum. Çünkü propaganda amaçlı eserler sanat piyasasında değer kaybeder. Biz sanat tarihçileri olarak, propaganda amaçlı eserler karşısında elimiz kolumuz bağlı kalırız çünkü propagandayı övmek mesleki olarak etik değildir. Uzun vadede ülke için kayıptır propaganda üretmek. Cumhuriyetin erken döneminin Türk ressamlarının başına gelen budur. Bugün bir İbrahim Çallı resmini müzayedelerde milyonlarca dolarlara satamıyorsak propagandaya hizmet ettiği içindir. Özgürce üretilmemiş, bir ideolojiye hizmet eden eserler, “sanat eseri” sayılmazlar. Bülbül, kitabında zaten bunu akademik şekilde anlatıyor. Onun verdiği bilgilere ek olarak, Bulgaristan’daki benzer tarihi olayları aktarıp sanat piyasası üzerinden, propaganda olan eserlerin neden uzun vadede piyasada değer kaybettiğini anlatmaya çalışmıştım.

Ancak galiba anlatamıyorum. Çünkü İBB’nin CHP’li başkanı Ekrem İmamoğlu, tıpkı Erken Cumhuriyet döneminde olduğu gibi sanatı propaganda amacıyla kullanmaya devam ediyor. Fatih’in imzasız, küçücük bir resmine, bir kent müzesi bile olmayan bir belediye tarafından bilinçli olarak 935 bin Sterlin ödenmesinin tek mantıklı açıklaması bu satın alımın propaganda amacı taşıdığıdır.

Bu sitede 25 Haziran’da yayınladığım yazı, hem basının hiçbir gazetecilik kuralını uygulamadan, yanlış şekilde haber yapmasına bir eleştiri hem de İBB’nin değeri düşmekte olan bir resmi satın aldığı fikrimi içeriyordu. Hem basını hem de İBB’yi eleştirmem biraz karışık gelmiş. “Sen şimdi kimi eleştirdin?” diyenler oldu. Bir başka arkadaşım, bu satın alımın ‘seçim yatırımı’ olduğu, haberlerdeki hataların da tümüyle bilgisizlikten kaynaklandığı yorumunu yaptı. Ben hiçbir gazeteciye ‘bilgisiz’ demiyorum. Uzman görüşü alınmayınca ve çeviriler eksik yapılıp yazılar kırpıldıkça mesele Arapsaçına dönüyor diyorum. (Gerçi  “1922’de çalındı” diyerek iftira üreten de mevcut, o ayrı bir konu.)

Medyayı, temel gazetecilik kurallarını uygulamadan haber yapması konusunda eleştirmiştim ve “Bu müzayede firmaları hakkında iftira atmayın, yoksa ticari itibar davasına maruz kalırsınız” diyerek uyarmıştım. İBB’yi ise “Bu resim Bellini imzalı değildir. İmzasız bir resme bu kadar para vermeyin, bu resmin değeri düşüyor” diyerek, bunun doğru bir kamu yatırımı olmadığını düşündüğüm için kınamıştım.

28 Mayıs’ta Duvar’daki yazımda, sanatsal ifade özgürlüğünün sınırsız olması gerektiğini savunurken “Bakın, propaganda amaçlı eserler para etmiyor, uzun vadede piyasada değer kaybediyorlar” diyerek Erken Cumhuriyet dönemini ve Bulgaristan’ın tek parti dönemini örnek göstermiştim. Durumun sadece Türkiye’ye özgü olmadığını ve sadece tek bir ideolojiyle alakalı olmadığını anlatabilmek için Bulgaristan’dan özellikle örnek vermiştim. Çünkü Atatürk eleştirisi yapılırken hep Atatürk’ün şahsından ve Atatürkçülük üzerinden ilerleniyor ama sanatın propaganda için kullanılması, o dönemde başka ülkelerde de mevcut, başka ideolojilere hizmet edecek şekilde. Artık sanat dünyası, sanatın propaganda amacıyla üretilmesini geçmişi eleştirerek reddediyor, buna karşı çıkıyor ve propagandayı reddeden her türlü çağdaş sanat eseri daha fazla değer kazanıyor. Biz ise çağdaş sanata yatırım yapmak yerine küçücük bir Fatih portresine Sterlin ile para ödüyoruz, kamu bütçesinden.

Sene 2020, 21.yüzyıldayız. Bütün dünyada korona salgını var. Ama tek derdimiz 15-16.yüzyılda yapılmış bir Fatih portresi!

Sanatı propaganda için kullanan kim olursa olsun onu eleştiririm. Karşımdaki sanatçıysa “Kendi değerinizi düşürmeyin” derim, siyasetçiyse “Bu yaptığınız uzun vadede ülkemize zarar veriyor” derim.

5N1K’daki ‘Neden’ sorusunun cevabına gelince…

Bu ikili Fatih portresini satın almak, müze açmanın m’si bile ortada yokken, seçime yönelik kısa vadeli, propaganda amaçlı bir strateji gibi göründüğünden, ölü yatırımdır. İleride İBB, kaynak sağlamak için bu resmi satışa çıkarsa, bu resim artık bir siyasi partinin propaganda aracına dönüştüğü için asla yüksek fiyata satılmayacaktır. Bunu öngörmek için kahin olmaya gerek yok. Önümüzde Erken Cumhuriyet dönemi örneği var. 28 Mayıs’ta bunu yazdım: Propagandaya alet olan eserler, uzun vadede değer kaybeder. Bu resme 935 bin Sterlin ödüyoruz ama o parayı bir daha kurtaramayız çünkü propaganda aracı oldu artık.

Bu konuda tek önerim, kurumsal davranmak gerektiği olabilir. Siyasi partiler ve devlet, sanatı, sanatçıları ve sanat eserlerini propaganda aracı olarak kullanmayı bırakmalıdır. Eğer kamu bütçesiyle kıymetli bir eser satın alınacaksa bunu bir devlet müzesinin yapması gerekir, iktidar rakibi bir siyasi partinin temsilcisinin değil. İktidarı eleştirmenin yolu Fatih portresi satın almak değildir.

İstanbul için bir kent müzemiz bile olmadığının farkındayız, değil mi? 

Müzesi olmayan bir belediye, müze açma planı bile ortada yokken neden sanat eseri satın alır?
Şu durumda bir kent müzesi bile olmayan İBB’nin 935 bin Sterlin’i tek bir resme ödemesi, kamuya hizmet eden bir yatırım değildir, propagandadır.

Bugüne kadar 12 Avrupa ülkesindeki müzeleri dolaştım, üç ayrı ülkede çevirmenlik işleri yaparak yaşadım, diğer ülkelere ise sadece müzelerini gezmek için gittim. Tek bir şey söyleyeyim: Henüz AB üyesi olmayan Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp’te bile bir şehir müzesi var.

Şimdi tekrar ‘neden’ diye soruyorum. Bir belediyenin kültür sanat politikası, kimin yaptığı belli olmayan Fatih portrelerini toplamak mı olmalıdır? Yoksa önce bir şehir müzesi açmak mı?

Korona günlerinde bağış toplaması bile yasaklanan İBB, Fatih’in kimin yaptığı belli olmayan bir portresine 935 bin Sterlin ödemek yerine, bu parayı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin ödenek yokluğundan inşaatı bitirilemeyen İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin tamamlanması için harcasaydı… Memlekete çok daha hayırlı bir iş yapmış olurdu. 

Ama hayır! CHP, sanatı propaganda olarak kullanmaktan vazgeçmiyor. Ben de boşuna dil döküp kendimi yoruyorum. Evet, Ekrem İmamoğlu’nu bu resmi satın aldığı için kınıyorum.

Milliyetçi duyguları okşayarak oy toplamak adına kamunun parasını harcamayı içeren her iş propagandadır. Sanatın propaganda için kullanılmasını daima kınarım. Sanatın propaganda amacıyla kullanılmasını kınayan tek kişi de ben değilim. Dünyadaki bütün uzmanlar propaganda amaçlı sanatı kınarlar, en yakın komşumuz Bulgaristan’da bile komünist dönem propagandası bugün kınanıyor.

İstanbul’da Atatürk’ün isteğiyle açılan ilk güzel sanatlar müzesinin yeni binasının inşaatı, üniversiteye ödenek verilmediği için halen bitmemişken, bir resme 935 bin Sterlin ödemek israftır, etik değildir, propagandadır. Kınıyorum, kınamaya da devam edeceğim.

Çünkü İRHM kapalı dururken 935 bin Sterlin’i, küçücük bir resme harcamayı mantıklı bulmuyorum. Kimin yaptığı belli olmayan, imzasız bir resme bu parayı harcamak, elimizde koskoca İRHM koleksiyonu varken Türkiye’de üretilen sanatı hiçe saymaktır. Bir belediye başkanının Fatih portrelerini toplamasını değil, önce kendi ülkesinde üretilmiş sanata sahip çıkmasını beklerim.

Dün detaylı olarak yazdığım ve medyaya yönelttiğim eleştiriyi tekrar özet geçeyim. Bugüne kadar yapılan haberlerde yer alan ve gerçekten üzülmeme neden olan hatalar şunlardı:

1. Gazeteciliğin en temel kuralları bile uygulanmadığı için, kimin yaptığı ve ne zaman yapıldığı belli olmayan bir resme “Bellini resmi” demek. Uzman konuşması videosunda bile eksik kelimeyle çeviri yapmak.

2. Hiçbir uzmandan bir sanatçı atölyesinin ne demek olduğuna dair görüş alınmadığı için “Bellini Atölyesi” teriminin ne demek olduğunu anlayamamak ve bu resmin çırak işi olduğuna inanamayıp haber metinlerini yanlış şekilde kırpmak ve National Gallery’deki resmi İBB satın aldı şeklinde yazmak.

3. Resmin provenance’ı (menşei), Sotheby’s ve Christie’s müzayede sayfalarında açıkça yazdığı halde, Christie’s’in uzmanının cümlesini yanlış anlayıp İBB’nin satın aldığı ikili portrenin National Gallery’de sergilendiğini yazmak. İkili portre, National Gallery’deki geçici bir sergide sergilenmiş olsa, Provenance alanında “Bu resmin daha önce sergilendiği yerler” şeklinde bilgi olurdu. Böyle bir bilgi yok.

4. 1800’lerde kimin sattığı ve miras yoluyla kime geçip 2015’te kime satıldığı belli olan bir resim için “1922’de Türkiye’den çalındı” iddiasında bulunmak. Üstelik bu iddia, tazminat davalarına yol açabilecek bir iftira olduğu halde müzayedeevinden teyit istememek ve iftirayı atan uzmanların ismini belirtmemek.

5. Müzayede sayfasında açıkça 935.250 Sterlin yazdığı halde, eserin ‘lot’ sayfasını açıp bilgi teyidi yapılmadığı için 700 bin Sterlin diye haber yazmak.

6. Resmin fiyatının 2015’ten bugüne aslında düşmüş olduğunu fark etmemek çünkü Sotheby’s sayfasını açıp bakmamak.