25.06.2020

Fatih’in imzasız portresine 935 bin Sterlin ödüyoruz!

Bir çeviri hatası, Türkiye’deki tüm medyaya bir anda yayıldı. Üstelik BBC bile aynı hataya devam ediyor. Kimse Christie’s’in sayfasına girip ‘lot’ bilgisine bakmadığı için, aynı yanlış, zincirleme şekilde devam ediyor. Christie's'in BBC'ye konuşan uzmanı, "Bellini ve stüdyosuna atfedilen 3 resimden biri" diyor ancak bu bilgi "Bellini'nin resmi" diye yanlış çevrilmiş durumda.

Sotheby's'in önceki satışındaki katalog metninde Bellini'ye atfedilen 3 resim olduğu yazılmamış, sadece Bellini Atölyesi'nden olduğu belirtiliyor. Üstelik National Gallery'nin sayfasında müzede yer alan Bellini'ye ait imzalı tek resim olduğu belirtiliyor. Bellini imzalı olmayan ikili portre ise, Christie's'in pazarlama taktiğiyle bizim medyada bir anda Bellini resmine dönüştü! İmzasız olduğu halde. Üstelik satılan eserin National Gallery'deki portre olduğunu, 1922'de Türkiye'den kaçırıldığını iddia eden bile var medyamızda. Bu yazıda, tüm yanlış bilgilerin nasıl çürütüleceğini, en temel gazetecilik kuralları ve sanat tarihi bilgim ve deneyimim üzerinden anlatacağım.





Gazeteciliğin en temel kuralı gelen bir bilgiyi teyit etmektir!

Sanat haberciliği alanında medyada çalışan sanat tarihçisi sayısı çok azdır. Çünkü sanat tarihi bölümünde okuyanlar, teorik bilgi alsalar bile gazetecilik eğitimi almazlar. Medyada çalışacak bir sanat tarihçisinin önce medyanın mutfağında gazeteciliğin ne olduğunu öğrenmesi gerekir. Müzayede evlerinin çıkardığı sanat dergilerinde çalışmak, sanat galerilerinin dergilerinde çalışmak, mimarlık dergilerinde çalışmak başlangıç için en iyi yöntemdir, ben bu rotayı takip ettim ve eski birçok dergide işlerime rastlamanız mümkündür. Ancak dergicilik ile gazetecilik komple farklıdır. Dergicilik yapanlar aslında reklam yazarı haline gelirler çünkü işleri gelen basın bültenini edit’lemektir aslında. Gazetelerin kültür sanat sayfaları için de çoğunlukla durum budur: Bülten gelir, gazete metnine çevirirsin, zor bir iş değildir.

1998’de imzamla çıkan ilk kitap tanıtımı yazım yayınlandığında, sanat tarihinde üçüncü sınıf öğrencisiydim ve stajyerdim. O zamanki 1 Numara/Heart Yayıncılık tarafından deneme amacıyla 8 sayı yayınlanması planlanan ve ilk sayısı hazırlanan Archiscope dergisinde, yaz tatili boyunca çalışarak, mimarlık dergisi için mimarlık yazısının nasıl yazılacağını öğrendim.

Daha sonra, 2000-2001’de yüksek lisans yaparken DBR'nin yayınladığı Art+Décor dergisinde kadrolu olarak çalıştığımda, henüz ortada dijital fotoğraf makineleri bile yoktu. Müzayedeevleri, basın bültenleri ve slaytlar (dia formatında) yollardı. Müzayede terminolojisini öğrenince Christie’s ve Sotheby’s’in internet sayfalarına girip müzayedelerde hangi eserin, ne kadar başlangıç fiyatıyla satılacağını anlar hale gelmiştim. Art+Décor’un arka sayfalarına yurt dışında satışa çıkarılan eserlerle ilgili kısa çeviri haberler yapıyordum. Özetle, yurt dışındaki müzayede piyasasını 2000 yılından beri takip ederim.

Şimdi bir müzayede sayfasındaki kısacık bilgilerin nasıl okunacağına Fatih’in portresi örneği üzerinden bakalım ve müzayede haberinde ‘teyit’ nasıl yapılırmış görelim:

Linki: https://www.christies.com/lotfinder/Lot/portrait-of-sultan-mehmed-ii-1432-1481-with-6255783-details.aspx


En tepede ‘Lot’ numarası var. Bu numara müzayede kataloğunda ve arşivinde esere verilen envanter numarasıdır. Lot numarası, sigorta belgeleri gibi resmi belgelerde de yer alabilir çünkü kıymetli bir eser, birçok ülkenin kanunlarına göre vergisi ve sigortası ödenmeden devredilemez. Lot numarasını geçelim. Yanındaki bilgiye bakalım: “Property from an important private collection”.

Önemli bir özel koleksiyona ait olduğu belirtiliyor. Bunun detayına sonra geleceğiz. Altında eserin ismi var: Sultan II. Mehmed (1432-1481) ile Genç bir Soylunun Portresi.

Bunun altında eserin sanatçısının isminin yer alması gerekir. Gentile Bellini Atölyesi, yaklaşık 1429-1507 yazılmış.

Sanat tarihini bilen birisi bu müzayede haberini yapıyor olsaydı, bir ressamın atölyesine ait bir eserin ressamın kendisine ait kabul edilmediğini gayet iyi bilirdi. Çünkü sanat tarihi bölümlerinde en az iki sene Rönesans ve Barok dönemde sanatçıların nasıl çalıştığı anlatılır. O dönemde, çoğu büyük ustanın sayısı 30-40’a kadar çıkan asistanları, yani öğrencileri vardır. Bazı ustalar ise tek başlarına çalışır. Rönesans ve Barok dönemde usta çırak ilişkisiyle ressam ve heykeltıraş yetişir ama herkes usta olamaz. Çoğu kişi ustasının gölgesinde kaldığı için isim yapamaz. Böyle durumlarda bu çıraklar sipariş alabilirler ama loncada usta sayılmadıkları için çırakların yapıtı imzalama hakkı olmaz. Çoğu Avrupa ülkesinde sanatçılar loncalara kayıt olmak zorundadır. Çünkü büyük işler loncaya sipariş edildiğinde lonca üyelerine o işi devreder. Doğrudan Papa’ya veya Düklere vb devlet adamlarına iş yapan sanatçılar olmasına rağmen lonca sistemi, kökeni Ortaçağa kadar uzanan, en eski sistemdir. Bizdeki Ahilik gibi düşünebilirsiniz, biraz benzer. Bir sanatçının usta olması için loncadan bu yetkiyi almış olması gerekir. Loncanın onu “usta” olarak defterine kaydetmesi gerekir. Dolayısıyla bir sanatçının atölyesindeki çıraklar, loncaya kendilerini ispat edene kadar usta unvanı alamayacakları için esere imza atamazlar. Böyle silinip giden yüzlerce çırak vardır Rönesans ve Barok dönemde.

Bir ustanın atölyesinde çırak olmanın ne olduğunu da detaylandırmak gerekirse örneğin bir Rönesans portresi yapılacaksa usta gelip bunun eskizini çıraklarına verir. Çıraklar onun manzara yöntemini öğrenmiş oldukları için önce resmin yapılacağı alanı hazırlarlar. Duvarsa alt zemini hazırlanır, tuvale yapılacaksa ustanın boyaları karıştırılır. Büyük atölyelerde portrenin arka kısmındaki manzarayı yapan ayrı bir çırak, ön plandaki figürü yerleştiren ayrı bir çırak vardır. Çıraklar, bir resmin her bir bölümü için ayrı eğitimden geçerler. Manzara, perspektif, kompozisyon, figür, kumaş kıvrımı, mimari detay gibi her bir bölüm başka bir çırağın elinden çıkabilir. Bütün çıraklar, bütün bu ayrı detayları ustanın elinden çıkmış gibi yaparlar. Çıraklığın anlamı ustayı kopyalamaktır.

Bir resim için “Bellini Atölyesi'nden" demek ne demektir? Bu eseri, Bellini’nin öğrencilerinden, çıraklarından biri yaptı demektir! Bütün haberlerde nasıl oluyor da “Bellini’nin yaptığı portre” yazılabiliyor? Christie’s bunun internet sayfasına açıkça yazmış: Workshop of Bellini, Bellini'nin atölyesidir.

Bu ikili portreyi Bellini’nin gerçekten çırağı olmuş biri yapmış olsa bile çırağın eseri imzalama hakkı olmadığı için eser Bellini’ye ait kabul edilmez. Ancak üslup ve teknik olarak Bellini’ye çok benzediği için Bellini’nin atölyesinden çıktığı düşünülmektedir. Üslup, teknik ve eserin eskiliği yüzünden. Neticede Christie’s söz konusu portreyi iyice inceletmese buna “Bellini Atölyesi” demezdi, sanatçısı Bellini derdi ama demiyor. Christie’s ve Sotheby’s böyle konularda çok hassas davranan, dikkatli firmalardır.

BBC'de yayınlanan videoda Christie's uzmanı William Robertson, "Bir başka Fatih portresi satın almanız mümkün değildir" diyerek çok güzel pazarlama cümleleri kuruyor. Çeviri hatası şurada: "It is one of only three known images associated with Bellini and his studio. Best known of all is the one in the National Gallery."

"Bu eser, Bellini ve atölyesine atfedilen, bilinen üç resimden biri. Bunlardan en bilineni National Gallery'de olandır." Buradaki uzman bu eseri Bellini'nin yaptığını söylemiyor. Atölyesinden çıktığını özellikle söylüyor, "Bellini and his studio" cümlenin sonunda.

Üstelik BBC haberinde yer alan videoda, Robertson ikili portreyi duvardan çıkarıp arkasını gösterip hiçbir yerinde imza olmadığını da göstermiş oluyor. National Gallery'deki tekli portre ise Bellini'ye ait olduğu kabul edilen tek resim. National Gallery'deki bilgiye bakalım: "Although Gentile probably painted more than one image of Mehmet during his stay, this is the only one that survives." Gentile [İstanbul'da] kaldığı süre içinde muhtemelen Fatih'in birden fazla portresini yapmış olsa da bugüne ulaşmayı başaran tek eser budur.

Şimdi, Türkiye'deki medyanın bu ikili portreye "Bellini resmi" demesinin, basit bir bilgisizlik ve çeviri hatası olduğunu düşünmek istiyorum. İletişim mezunu bir gazeteci ya da sıradan bir çevirmen, 15.-16.yüzyıldaki bir sanatçı atölyesinin ne olduğunu bilemeyebilir. Müzayede sayfasında bir eserin sanatçısının ismi kısmında “sanatçı atölyesi” yazmasının ne anlama geldiğini de bilmeyebilir. Bu durumda, gazeteciliğin ikinci kuralına geliyoruz.

İyi bir haber için ikinci kural: Uzman görüşü almak

Eğer çevirmen veya bu haberi yapan gazeteci, herhangi bir sanat tarihçisini arasaydı, konuştuğu uzman ona “sanatçı atölyesi” ne demek anlatırdı ve bu eserin Bellini’ye doğrudan ait olmadığını, onun atölyesindeki bir çırağın elinden çıktığının söylendiğini anlatırdı.

Gazeteci bu bilgiden ikna olmadı mı? İkinci ve üçüncü uzmanı aramalıdır. Böyle bir konuda bütün akademisyenler aynı bilgiyi verecektir. Bellini Atölyesi’nden demek, Bellini imzalı demek değildir. Christie’s’in bunu “Bellini eseri” diye satışa sunmadığı ortada olduğuna göre.

Christie’s sayfasında yer alan bilgilere geri dönelim. Bu sayfada “Price realized” gerçekleşen fiyat anlamındadır. Öncelikle başka bir bilgi vermem gerekir. Müzayedeevlerinin açık ve kapalı müzayede yapma hakkı vardır. Açık müzayedede bütün bilgiler kamuyla paylaşılır ama satıcı kapalı müzayede talep ederse müzayedeevi sadece satış olacağını duyurup başlangıç fiyatını paylaşır. İhale yöntemi gibi düşünebilirsiniz. Ortada bir mal/meta vardır, eğer bu mal kapalı usulde satılacaksa kimse bir diğerinin verdiği teklifi görmez. Ama eğer açıksa satışın finalize olduğu rakama kadar her şey paylaşılabilir. Bellini Atölyesi’nden bir çırağın yaptığı bu resim 935.250 Sterlin’e satılmış durumda.

Aynı sayfada, gerçekleşen fiyatın altına bakalım: Estimate (Tahmini) 400.000 – 600.000.
Bu rakam, eser müzayede ilk çıkarıldığında esere ödenebilecek minimum fiyatı gösterir. Satıcı “400 binin altına satmam” demiştir. Müzayedeevi ise “Ben buna 600 bine alıcı bulurum” demek istiyordur. Bu durumda, bu esere 400 binin altında teklif verilemez. Eseri satın almak isteyen kişinin ise en az 600 bine kadar yükselecek bütçesi olması gerekir.

Eserin satışı 935 bine vararak gerçekleştiğine göre, esere talep yüksek olmuş olabilir. Birileri sürekli fiyat artırmış, en sonunda 935 bine çıkan taraf, eseri almayı başarmış olabilir. Bunlar şimdilik iki ihtimal. Bu ihtimalleri şimdilik bir kenarda tutuyorum.

Gördüğünüz gibi, bir müzayedeevinin tek bir eserinin lot bilgisi içeren sayfasından şu ana kadar ne kadar çok bilgi çıkardım. Sadece ilgili internet sayfaya bakarak! Çünkü bu açık bir müzayede olmuş ki final fiyatına kadar koymuşlar. Kapalı olsaydı fiyat belirtmeme hakları vardı.

Şu gördüğünüz internet sayfasındaki terimlerin her birinin aslında daha geniş bilgiler içerdiğini anlatabildim mi?

Elimizde ne var: Bu portre bir çırağın eseridir, Bellini Atölyesi denmesinin sebebi budur. İkincisi eser 400 binden açılmışken 935 bine finalize edilmiştir yani kıran kırana bir müzayede geçmiş olabilir.

Şimdi aynı internet sayfasının alt kısmına bakalım ve buradan ne bilgi çıkacağını görelim. Bir butonu “Condition Report” (Eserin durumu), diğer butonu “Follow lot” (Artırmayı takip et) şeklinde hazırlamışlar. Bu bölümler Christie’s’in müşterileri için gereken bölümler. Biz, bu sayfadaki diğer bilgilere bakalım.

Eserin boyutları belirtilmiş. 33,4x45,5 cm, küçücük bir resim bu.

Alttaki bilgi daha önemli. “Provenance” menşe demektir. Normal bir çevirmen, “provenance” kısmını önemsemeyebilir. Doğrusu 20 yıl önceki müzayedelerden hatırladığım üzere eskiden “provenance” bilgisi vermek gerekli görülmezdi. Çünkü satan müzayedeevi güvenilirse eserin çalıntı olmadığına güven duyulurdu. Son dönemde özellikle Suriye ve Irak’tan IŞİD gibi teröristler tarafından o kadar çok eser çalındı ki uzmanlar ve devletler, müzayedeevlerinden “provenance” bilgisi olmadan satış yapmamalarını istemeye başladı.

Bir sanat eserinin menşei (provenance) ne demektir? Armut değil neticede bu, üretildiği yerden bahsedilmiyor. Bir sanat eserinin menşei demek, o eserin bugüne kadar kimler tarafından kaç kez alınıp satıldığının belgelenebiliyor olması demektir. “Provenance” belgeleri satış makbuzları, sigorta evrakları, satış haberleri, vasiyetnameler gibi çok çeşitli evrak olabilir. Bir eserin “provenance” belgeleri ne kadar fazlaysa değeri o kadar artar. “Provenance” eserin, kimden kime geçtiği anlamında soyağacıdır diyebiliriz.

Peki, Christie’s bize ne bilgi vermiş?
Provenance
Christian von Mechel (1737–1817), Basel, from whom acquired in 1807.
Thence by descent.
Sold Sotheby's, London, 8 July 2015, lot 26, (Anon sale, Property from a European Private Collection) whence acquired by the present owner.

İsviçreli gravür sanatçısı, yayıncısı ve sanat taciri Christian von Mechel (1737–1817), bu eseri Basel’de 1807’de birine satmış. Ardından eser onun varislerine aktarılmış. Eser, 8 Temmuz 2015’te Lot 26 olarak, satıcısının ismi gizlenerek (anon sale, anonymous’un kısaltması), Sotheby’s tarafından satışa sunulmuş ve 2015’te bu eseri satın alan kişi, bunu 5 yıl sonra yeniden satışa çıkarmış durumda.

2015’teki satıcı ile alıcının isimleri belirtilmiyor. Bunları gizlemeye hakları var. Eğer mahkeme gibi bir durum olursa 2015’teki satıcı ile alıcının isimleri mahkemeye açıklanır. Bunun haricinde, satıcı ve alıcının ismi müzayedeevinin sorumluluğundadır. Bu durumda 2015’teki satıcı bilgisi Sotheby’s’de mevcuttur. Christie’s de bu bilgiyi özellikle belirtmektedir.

Christie’s’in sayfasına bakmayı bitirdik. Kafanıza bir soru mu takıldı? Sayfanın altında firmanın 3 temsilcisinin e-posta adresleri var. E-posta yollayıp onlara soru sorabilirsiniz.

Gazeteciliğin 5N1K’sı sanat haberinde nasıl uygulanır?

Elimizde hangi bilgiler var, özetleyelim. Eserin yapım tarihi belli değil, sanatçının ismi belli değil, sadece Bellini Atölyesi olduğu bilgisi var. Eserdeki ikinci kişinin kim olduğu da belli değil. “Genç bir soylu” denmiş sadece. Kim sorularının ancak yarısına cevap bulunmuş durumda.

Nedir sorusunun cevabı var mı? 935.250 Sterlin’e satılmış, küçücük bir portre bu.

Nerede sorusunun cevabı var. 1800’lerde Basel’de zengin bir sanat tacirinin elindeyken satılmış ve o ailenin koleksiyonunda kalmış. 2015’e kadar eserin nerede olduğuna dair elimizde iki bilgi var, Provenance bilgisi sayesinde. 2015’teki satıcının bilgisi Sotheby’s’de mevcut.

Ne zaman sorusu: Eserin tarihi belli değil ama bundan önce en son 2015’te Sotheby’s tarafından satışa çıkarılmış.

Neden sorusunu şimdilik geçelim.

Nasıl sorusunu bu eserin fiyatının nasıl 935 bine kadar yükseldiği üzerinden cevaplamaya çalışalım. O zaman Sotheby’s’in Lot 26’ya kayıtlı müzayede sayfasını internetten bulup eserin önceki satış fiyatını bulmaya çalışıp eserin eski fiyatını öğrenelim. Eserin isminin başına “Sotheby’s” yazıp Google’da arattım, 2015 sayfası hemen önüme geldi. 0,48 saniyede bana bilgi verecek sayfayı buldum.
http://www.sothebys.com/en/auctions/ecatalogue/2015/old-master-british-paintings-evening-sale-l15033/lot.26.html

Şimdi Sotheby’s sayfasına bakalım.



Sotheby's'de 2015'te açılış fiyatı 300 ila 500 bin iken nihai satış fiyatı 965 bin olmuş. “Provenance” bilgisi de aynı. Christian von Mechel’den Basel’de satın alan kişinin varislerine miras yoluyla geçmiş.

Sotheby’s sayfasında literatür bilgisi de mevcut. Sotheby’s katalogda yazılan bilgileri de bu sayfaya eklemiş. Mesela Fatih’in portresi olup gerçekten Bellini’nin yaptığı tekli portresi bugün Londra National Gallery’de duruyor. National Gallery bir kamu kurumudur ve kamu kurumları kolay kolay koleksiyonlarından eser satmazlar. (Bu yazıda ilk resim, sağdaki tekli portre)

Resimaltında, sağdaki resmin Bellini’ye atfedildiği belirtiliyor. Soldaki satışa çıkarılan eser içinse “Bellini atölyesi” deniyor. Yine. Sotheby’s sayfasında da aynı bilgi mevcut. Zaten soldaki eserin “usta işi” olmadığı da gayet belli oluyor.

Katalog metnindeki bilgilere bakalım. Öncelikle Fatih’in kim olduğu anlatılmış. Gentile Bellini’nin, Fatih’in davetlisi olarak İstanbul’a geldiği kesin bilgi. Katalog metnine göre, Gentile Bellini 3 Eylül 1479’da yanında iki asistanıyla İstanbul’a gelmiş ve 1481’de Venedik’e geri dönmüş. National Gallery’deki portrede Bellini imzası var ve 25 Kasım 1480 tarihi yer alıyor. Bellini usta olduğu için kendi yaptığı esere imza atmış ama bizim ikili portrede imza ve tarih yok. Bu durumda ikili portre kesinlikle çırak işi.

Katalog metninde şu cümle var: “There can be little doubt that the author of this remarkable double portrait was aware of Bellini’s prototype of 1480, and indeed it is quite possible that he may have been trained in Gentile’s large workshop.”
“Bu olağanüstü çifte portrenin ressamının (author), Bellini’nin 1480’deki portre prototipini (figürün 2/3’lük açıdan verilmesi) bilmiyor olmadığı düşünülemez ve gerçekten de bu kişinin Bellini’nin atölyesinden yetişmiş olması ihtimali yüksektir.”

Yani aslında ikili portreyi yapan kişinin, gerçekten Bellini’nin atölyesindeki asistanlarından biri olup olmadığı bile kesin bilgi değil. Ancak kompozisyon tarzı olarak, yüzün tam profilden değil, 2/3’lük açıdan yapılmış olması, bu resmi Bellini atölyesi ile ilişkilendirmeyi sağlayan bir gösterge.

Katalog metninin devamında ikili portredeki genç soylunun Cem Sultan olma ihtimalinden bahsediliyor. Bununla kafanızı şişirmeyeceğim. Habercilik açısından duruma bakalım.

Bu eserin fiyatı düşmüş!

2015’te yapılan satışta 965 bine satılan eser, 5 yıl sonra 935 bin 250’ye satılmış. Yani aslında fiyatı düşmüş! Buradaki asıl haber bence budur.

Eserin 2015’teki sahibi, lot'un minimumunu 300 binde tutup 965 bine sattığında gerçekten çok iyi kar etmiş durumdadır. Eser, 2020’de 5 yıl sonra satışa çıktığında bu sefer minimum fiyatına 400 bin denmiş durumda. Yani 2015’te eseri satın alan kişi, aldığının yarı fiyatına bile olsa hemen eseri elden çıkarmak istiyor. 2020’de eser kaça satıldı? 935 bin 250!

Bu durumda 2015’te eseri satın alan kişi sadece 25 bin Sterlin zarar etti. 500 bin Sterlin zarar etmeyi göze almış durumdayken sadece 25 bin zarar etti. Ticari anlamda satıcı için gayet iyi bir durum. Peki ya alıcı için?

Bana sorarsanız Alıcı zarar ettiğinin farkında değil! Christie’s bu eseri minimum 400 binle açmışken bu esere 935.250 vermek ancak saçmalıktır. Üstelik 5 yıl önce 965 bine satılan bir eser 400 binden açılışı yapıldıysa zararına satılıyor demektir, yani değer kazanmıyor demektir. Zararına satışla açılışı yapılan bir müzayedeyi 935 bine kadar yükseltmek için hakikaten ne yaptığını bilmiyor olmak gerekir. Bu noktada elbette ticari olarak kimseye akıl verecek halim yok.

Yine de 20 senedir sanat piyasasını takip eden biri olarak şunları söyleyebilirim:

1. Bir eserin değer kazanması için “bekleme süresi” gerekir. Koleksiyonerlere göre bu süre 10-20 yıl olabilir. Bir eserin 2015’ten 2020’ye 5 yıl içinde hemen satışa sunulması, değerinin düşmesinin göze alındığını kanıtlar.

2. Eserin 2015 ve 2020 satıcıları, Sotheby’s ve Christie’s dünyanın en güvenilir firmalarıdır. Gerekirse mahkeme karşısında hesap veren firmalardır. Bu firmalar, çalıntı veya kaçak bir eseri yanlışlıkla satışa sundularsa gerçek ortaya çıkınca hemen sahibine iade edip özür dilerler. Bu durumda şahsen eserin gerçekliğinden kesinlikle şüphe duymam. Gerçeklik dediğimiz nedir? Bu eser beş yüzyıllıktır (bilimsel olarak eserin yaşı kanıtlanabiliyor demektir), Bellini atölyesinden bir çırağın işi olabilir. Menşe bilgisi 1800’lü yıllardan itibaren mevcuttur. Bu durumda “1922’de Türkiye’den kaçırıldığı iddia ediliyor” lafı, kesinlikle yalan ve yanlıştır. Bu iddiayı ortaya atanlar önce Sotheby’s’e, ardından Christie’s’e dava açabilirler. 1800’lerde Basel’de satılmış bir eserin, 2015’e kadar tüm sahipleri belliyken bu iddia nasıl yapılabilir? Sotheby’s ve Christie’s bu iddiayı yapan gazetelere ve kişilere “ticari itibarı zedelemek” üzerinden dava açarsa o medya kuruluşları tazminat ödemek zorunda kalır. Böyle konularda ‘iddia’ laflarını teyit etmeden yayınlamamak gerekir.

3. Bu eser, 2015 ve 2020’de açık şekilde satışa sunulmuş, müzayede açılış fiyatı ve nihai satış fiyatı açıkça internet sayfalarına yazılmış durumda. Bu eserin fiyatı 965 binden 935 bine düştüyse, değer kaybediyor demektir. Bu eseri yatırım aracı olarak satın almak akıl karı değildir.

4. Sanat piyasasında ‘milliyetçi’ duygularla hareket edilmez. Ticarette de bu böyledir. Ülkeni sevip korumak başka meseledir ama bir resimde Fatih’in portresi var diye o eseri Türkiye’den birinin satın alması ticari anlamda tutarlı ve karlı değildir. Aksine, bu eserin Türkiye’den birileri tarafından satın alınabilecek olması ihtimali onun fiyatını yükselten bir unsurdur. Ancak bu eserin fiyatı alenen düşmektedir.

Ben şu soruyu sorarım: İBB neden kamunun parasını bir portreye harcıyor?

Bugün 25 Haziran 2020. Bu portreyle ilgili ilk haberler çıktığında “Bellini’nin yaptığı portre” denilerek haber yapıldığını gördüğümde “Yanlış çeviri yapmışlar yine” diye düşünüp umursamadım. Korona salgını var, herkesin canı burnunda. Bununla mı uğraşacağız?

Ancak bugün BBC dahil bütün medyanın, bu ikili portreyi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin satın aldığına dair haber yaptığını ve BBC’nin bile “Bellini’nin yaptığı” diye yazdığını görünce, artık çenemi tutmamaya karar verdim.

Bu portre ile ilgili çeviri hatası veya kasıtlı olarak yapılan ‘yalan haber’ artık BBC’ye bile sirayet etmiş vaziyette. Sotheby’s ve Christie’s müzayede sayfalarında bile “Bellini Atölyesi” yazmaktayken bu şekilde haber yazmak ayıptır. Türkiye’deki medyanın sanattan ve sanat piyasasından ne kadar anlamadığının kanıtıdır. Sanatı geçtim, gazeteciliğin en basit kurallarını bile uygulamamaktır. Hakikaten utanç verici! 

Medyadaki bu kadar insan, aynı hatayı nasıl sürekli tekrar edebilir?


Bu portreye dair haberlere detaylı bakalım


16 Haziran AA haberi (Türkçe):
https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/fatih-sultan-mehmetin-portresi-londrada-satisa-cikiyor/1878812

Bu haberde kısmen doğru bilgi mevcut çünkü eserde Bellini imzası yok, 2 ayrı müzayede evi buna atölye işi diyor. Haber cümlesinde üstünü çizdiğim bilgi yanlış: “İtalyan ressam Gentile Bellini’nin (1429-1507) atölyesinden çıktığı tahmin edilen portrenin, ya bizzat ressam ya da öğrencilerinden biri tarafından yapıldığı düşünülüyor.”

Haberin İngilizce çevirisi 17 Haziran tarihli:
https://www.aa.com.tr/en/culture/ottoman-sultans-portrait-to-be-sold-in-london/1879447

Çevirmen Türkçe metinde belirtilen “öğrencilerinden biri” cümlesini hiç dikkate almamış! “İtalyan ressam Bellini tarafından yapıldığı düşünülen” olarak çevirmiş. Demek ki çevirmen, sanat atölyesi nedir bilmiyor, müzayede sayfalarına bakmamış. Üstünü çizdiğim yerdeki bilgi, bu yazıda anlattığım üzere komple yanlış.
Thought to be drawn by Italian painter Gentile Bellini in 1480, it is expected to fetch $500,000-$740,000 and will be sold at the world-famous Christie's auction house.

Bellini Atölyesi’ne ait bu resim, BBC’de 25 Haziran’da yayınlanan haberde artık “Bellini resmi” olarak sunuluyor! Ama videodaki uzman "Studio of Bellini" diyor, yani Bellini'nin Atölyesi/Stüdyosu. Christie's'in uzmanı, videoda "Bellini'ye ve stüdyosuna ait olduğu bilinen 3 eserden biri" diyor. Ancak bu bilgi videoda eksik çeviriyle yer almış, üstelik National Gallery sayfası da tek Bellini resminin kendilerinde olduğunu söylüyor. Çünkü imzalı tek eser müzede.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53169544


25 Haziran’da Sabah gazetesinde yayınlanan ve komple yanlış bilgi dolu olan habere bakıp artık utançtan AĞLAYALIM!

https://www.sabah.com.tr/gundem/2020/06/25/son-dakika-fatih-sultan-mehmetin-portresi-satildi-iste-dudak-ucuklatan-ucret
Spot:
Venedikli ressam Gentile Bellini’ye ait olduğu bilinen üç Fatih Sultan Mehmet portresinden, özel koleksiyondaki tek örnek bugün Londra’da satışa sunuldu. Tablo, 770 bin Sterlin'e satıldı. [Eser Bellini imzalı değil. Christie's uzmanının "atölye" lafını komple es geçip çevirmeyince ortaya bu sonuç çıkmış.]
İlk cümle:
Venedikli ressam Bentile Bellini'ye ait olan, National Gallery'nin 'daimi sergilenen sanat eserleri' arasında yer alan Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet'in günümüze kadar gelebilmiş üç orijinal portresinden biri olan eser bugün Londra'da açık artırmada satışa çıkarıldı. [National Gallery’deki eser satışa çıkarılmadı, imzalı olan tek resim halen müzede. İkili portre hiçbir zaman National Gallery’de olmadı, provenance bilgisinde böyle bir şey yok. Christie's uzmanı ikili portrenin 1961'de ilk kez yayınlandığını söylüyor. National Gallery’de sergilendi demiyor. Yayınlandı (published): Resim hakkında ilk kez bir yazı/araştırma 1961'de yayınlandı demektir.]

Haberin devamı:
Venedikli ressam Gentile Bellini'ye ait olduğu bilinen üç Fatih Sultan Mehmet portresi, açık artırmada 770 bin Sterlin'e satıldı. 770 bin Sterlin, yaklaşık 6.5 milyon TL yapıyor... Tablodaki ikinci kişinin şehzadelerden biri olabileceği tahmin ediliyor. [Christie's sayfasında satış fiyatı 935.250 sterlin, 700 bin değil. Eser Bellini imzalı değil. Haberi yapan kişi internetteki satış sayfasına bakmamış bile, birisi ona bu yanlış bilgileri vermiş, o da aktarıyor muhtemelen.]

Son cümle ve başlığı:
1922 YILINDA TÜRKİYE'DEN Mİ KAÇIRILDI?
A Haber Muhabiri Alpaslan Düven, müzayede ile ilgili son durumu aktardı. Düven, uzmanların portrenin çalınarak Londra'ya getirilmiş olabileceğini ifade ettiğini bildirdi.  Tablonun 1922 yılında Türkiye'den kaçırılmış olabileceği belirtiliyor. [İkili portrenin 1800’lerden itibaren menşei belli! Bu yalan iddiayı her kim yaptıysa Sotheby’s ve Christie’s’e tazminat ödemek zorunda kalır. Eğer haberi yanlış yazdıysanız, National Gallery’deki portrenin çalıntı olduğu iddiası varsa o zaman National Gallery’deki "provenance" bilgisine bakın. Hangi resimden bahsettiğinizin farkında mısınız?]

Demek ki bu haberi yapan kişi Christie's sayfasına bakmamış, Sotheby's sayfasını da hiç okumamış. Çalıntı olduğunu iddia edenler bulunuyorsa Sotheby's ve Christie's'e dava açabilirler, imzalı olan tekli portreden bahsediyorlarsa o zaman National Gallery'ye dava açsınlar.

Sotheby's katalog metninden tek bir paragrafın çevirisini ekliyorum:
According to the Venetian historian Giovanni Maria Angiolello (c. 1451–1525), who served under Mehmed between 1474 and 1481, the Bellini portrait and Mehmed’s other paintings met with his disapproval, and he ‘had them all sold in the Bazaar, where our merchants bought many of them’.

1474-1481 arasında Fatih'in hizmetinde çalışan Venedikli tarihçi Giovanni Maria Angiolello'ya göre (y. 1451–1525), Bellini'nin [tek] portresi ve Fatih'in diğer resimleri sultanın beğenisini kazanmamıştı ve sultan 'Bunların hepsi Çarşı'da satılsın, tüccarlarımız bunların çoğunu satın alıyor' demişti.

Özetle Fatih, portresini yaptırmak üzere İstanbul'a Bellini'yi davet etmişti, ancak oğlu Beyazıd bu portrelerin hiçbirini beğenmeyip Topkapı Sarayı'nın duvarlarına asmamıştı bile. "1922'de çalındı" iddiası hakikaten teyit edilemeyecek bir iftira durumunda. Topkapı Sarayı'nın envanterinin yapılmasından önce satıldığını iddia edenler, ileride müzelerden eser kaçırıp bunlar satışa çıkınca "1922'de çalındı" demenin peşinde olabilirler.

Hiç olmazsa açıp National Gallery sayfasına baksaydınız, "Description" bölümünde Fatih'in imzalı portresinin 19.yüzyılda çok kötü durumdayken restore edildiğini sayfasına yazmışlar.
https://www.nationalgallery.org.uk/paintings/gentile-bellini-the-sultan-mehmet-ii

Çalındığını iddia ettiğiniz resim imzalı olan tekli portre ise National Gallery "provenance" bilgisini restore edildiği üzerinden veriyor. Üstelik müzedeki resmin, bugüne ulaşan ve Bellini'ye ait kabul edilen TEK portre olduğu belirtiliyor.


11 sayfalık bu yazımın özeti: 

En başta yapılan bir haberde yer alan, yanlış bir ifade, kırpılıp biçilerek imzasız bir resim Bellini’ye atfedildi ve İBB’nin kasasından bu resim için 935 bin Sterlin çıkıyor!

Bu ikili portrenin "Çalındı" iddiasının yalan olmasını geçiyorum. Bu yanlış ve bilgisizce üretilen habercilik sonucu, ismi verilmeyen bir uzmanın "1922'de Türkiye'den çalındı" ifadesi ilgili müzayedeevlerinin ticari itibarını zedeleyen nitelikte olduğu için ceza alabilir.